Yeni bir araştırmaya göre, erkeklerin yüzde 20’sinde görülen bir gen mutasyonu, nedeni belirlenemeyen kısırlığa yol açıyor olabilir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre çocuk yapmaya çalışan çiftlerin yüzde 15’i bunu bir yıl içinde başaramayacak. Bu çiftlerin yaklaşık yarısında sorun erkeklerde ve erkek kısırlığının yüzde 17’sinde neden belli değil. California Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırmaya göre, şimdiye dek belirsiz kalmış bu neden DEFB126 kodlu gen olabilir. Araştırma, çocuk sahibi olmaya çalışan 500 yeni evli çift üzerinde yapıldı. Buna göre, mutasyonlu versiyondan iki kopyaya sahip erkeklerde bir ayda çocuk sahibi olma olasılığı yüzde 30 oranında düşüyordu. Öte yandan sözkonusu bozuk genden bir tane taşıyan veya hiç taşımayan erkeklere oranla ortalama gebe bırakma süresi iki ay uzuyordu. Kısacası erkek normal bir DEFB geni taşımıyorsa gebelik oluşma ihtimali önemli ölçüde düşüyor. Spermler gelişim sürecinde testislerdeki epiddimin kıvrımları boyunca ilerlerken şeker, DEFB ve diğer proteinlerle kaplanıyorlar. DEFB, spermlerin rahim boyundaki mukustan geçmesini kolaylaştırarak yumurtaya ulaşmalarını sağlıyor. Ayrıca spermlerin dişinin bağışıklık sistemini ele geçirmesine de yardım edebiliyor. Aksi takdirde dişinin bağışıklık sistemi spermleri yabancı işgalciler olarak kodlayıp yok ediyor. Araştırmacılar, test sırasında özel bir jel kullanarak DEFB126 geninde mutasyon olan erkeklerin spermlerinin yüzde 84 daha az ilerleme kabiliyeti gösterdiğini de ölçtüler. Bilim insanları, eksik proteinin sperme eklenmesinin dölleme şansını artıracağını düşünüyor.

etiketler: , , , , ,

edit post

KISIR KADINLAR İÇİN YENİ BİR UMUT

Gönderilme Zamanı: 08:24

Yaklaşık 6.7 milyon kadının kısırlık çektiği ABD’de, bilim insanları küçük ama umut verici bir araştırmaya imza attı. Düşük kaliteli yumurta yüzünden hamile kalma mücadelesi veren kadınların çoğu, 40’larına varır varmaz menopoza giriyorlar. Çünkü yumurtalıkları, her ay sağlıklı yumurtalar geliştirmek ve onları beslemek üzere gereken östrojeni salgılamıyor. Fakat Stanford Üniversitesi’nden araştırmacıların geliştirdikleri bir teknik, foliküllerin (yumurtayı çevreleyen kese) desteklenerek yumurtalıktaki bu yetersizliğin aşılmasını ve yeniden sağlıklı, olgun yumurtalar üretilmesini hedefliyor. Invitroactivation (IVA) adını verdikleri bir prosesle yumurtalığı veya yumurtalık bezlerinden bir parçayı ele alan araştırmacılar, bunu proteinlerle ve diğer faktörlerle bedenin dışında tedavi ediyorlar. Böylece immatürefoliküller, matüre yumurtalara dönüşüyor. Adeta “şarj” edilen bez, daha sonra yeniden yumurtalığa yerleştiriliyor. Bu küçük araştırmaya katılan 27 gönüllü kadından beşi sağlıklı yumurtalar üretebildi, biri şu an hamile, bir diğeri ise sağlıklı bir bebek dünyaya getirdi. Bilim insanları bu prosesi, foliküllerin “uyandırılması” olarak tanımlıyor. Bu araştırma primer yumurta yetersizliğinin nedeninin ortada folikül kalmaması değil, foliküllerin yetersiz stimülasyonu olduğunu gösteriyor ve kısırlık tedavisinde yeni yollar açmaya aday görünüyor.

etiketler: , , ,

edit post
Çocukların sevgilisi fast-food zincirleri, aynı hafta içinde peş peşe yaptıkları duyurularla artık daha sağlıklı ürünlere yöneldiklerini açıkladılar. İlk duyuru McDonalds’tan geldi: Buna göre, artık çocuklara gazlı içecek satışı yapılmayacak ve su, az yağlı süt ve meyve suyu sunulacak. Ayrıca hem çocuk, hem yetişkin menülerinde salata, dilimlenmiş meyve gibi sağlıklı yan seçenekler bulunacak. Firma, değişikliğin birkaç yıl içinde öncelikle restoranlarının yarısında, 6 ila 7 yıl içerisinde de zincirin tamamında uygulanacağını belirtti. Bu McDonald’s’ın ikinci sağlık hamlesi: 2011’de de çocuk menülerindeki kızartmaların miktarını azaltarak HappyMeals’de yüzde 20 kalori düşüşü sağlamış ve menüye meyve eklemişti. BurgerKing ise, Satisfries adıyla sunduğu yeni kızartma menüsünde yağ oranının yüzde 40, kalori miktarının ise yüzde 30 düşürüldüğünü açıkladı. Ünlü fast-food zincirlerini bu değişikliklere yönelten en önemli neden, 2014 yılında ABD’de çıkacak bir yasa. Yeni düzenlemeye göre, artık fast-food menüleri de içerdikleri kalori miktarını ayrıntılı bir biçimde belirtmek zorunda kalacaklar.

etiketler: , , , , , ,

edit post
Yeni doğmuş bebeklerinin kokusuyla başı dönen anneler, “Şimdi yerim seni” demekten kendilerini alamazlar. Araştırmacılara göre bunun biyolojik bir nedeni var. Annelerle bebeklerinin birbirlerinin kokusuna karşı eşsiz bir bağlılık duyduklarını bilirdik. Ancak yeni bir araştırma, bu “kokusal” akrabalığın temellerine iniyor. Buna göre aç biri için besin, bir bağımlı için uyuşturucu ne ise, yenidoğan kokusu da anne için o demek. Üçü de aynı ödül devresini harekete geçiriyor. Montreal Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nün yaptığı araştırma, anneyle bebek arasındaki iletişimde ne sözel, ne de görsel olan, ama koku duyusuyla ilgili bulunan kimyasal sinyallerin çok güçlü olduğunu gösteriyor. Araştırmaya yarısı yeni doğum yapmış, diğer yarısı hiç doğum yapmamış otuz (sigara içmeyen) kadın katıldı. Beyin görüntüleme cihazlarına bağlanan kadınlara iki gün önce doğmuş bebek kokusu koklatıldı. İki grup da kokuyu aynı yoğunlukta algılamasına rağmen, beyin reaksiyonlarının birbirinden çok farklı olduğu gözlendi ve annelerin beyinlerinin ödül devresinde büyük bir aktivasyon kaydedildi. Bu devre, ancak çok aç bir insan besine veya çok istediği bir yiyeceğe kavuştuğunda veya bir bağımlı dozunu aldığında aktive oluyor. Kısacası, anne bebeğini her kokladığında beynindeki dopamin salgısıyla büyük bir doyuma ulaşmış oluyor. Neyse ki annelerin bebeklerini gerçekten yemelerine gerek kalmıyor.

etiketler: , , , ,

edit post